Haz 19

Bitki çayından en iyi şekilde yararlanmak için nelere dikkat edilmeli?  Kimler bitki çayları içiyor ve en çok nerelerde bulunur? Neden bitki çayı içmeliyiz?  İşte her derde deva bitki çayı hakkında önemli detaylar.

Önceleri şehir yaşamında, insanlar çay denilince, yalnızca çay bitkisinin fermente olmuş yapraklarından hazırlanan ve koyu bir renge sahip, buruk ve bazende acı lezzetli sıvı kıvamı akla gelirdi. Farklı bitkilerden hazırlanan genellikle filtre torbalar içinde bulundurulan çaylar  kullanılıyor ve bunlara “bitkisel çay” deniyor. Bizim bu bitki çayı alışkanlıklarımız, son 10-15 yıldır ülkemizinde içinde yer aldığı  ”Doğaya Dönüş, Yeşil Akım, Sağlıklı Yaşam” gibi kavramların yaygınlaşması ve kitleleri kapsaması sonucu ortaya çıktı. Büyük şehirlerde sadece “kara çay” içilirken Anadolu’da köylerde, kasabalarda ve küçük şehirlerde değişik yabani bitkiler çay olarak içiliyor ve halende içilmektedir. Köylüler çevrelerinde yetişen pek çok yabani bitkiyi çay olarak kullanıyor ve onlara dağ çayı, yayla çayı, adaçayı gibi değişik isimler veriyorlar.

Adaçayı: Güneybatı Anadolu’da ve özellikle Muğla çevresinde “adaçayı” (Salvia triloba) bitkisinin yapraklı dalları çay hazırlamada kullanılıyor. Bitkiye ve hazırlanan çaya adaçayı adı veriliyor.

Adaçayı, Batı ve Güney Anadolu’daki kahvelerde bildiğimiz çayın yanında yaygın bir şekilde satılıyor. Müşteriye iki şekilde servis yapılıyor: Birinde çay gibi demlenip müşteriye böylece veriliyor. Ancak tadı biraz acı oluyor. Diğerinde ise, küçük bir dal çay bardağına konup üzerine kaynar su ilave ediliyor ve bu şekilde servis yapılıyor. Yerel halk buna “dallı” adını veriyor. Müşteri istediği renk ve koku ortaya çıkınca dalı çıkarıyor. İkinci şekilde hazırlanan adaçayının kokusu daha hafif ve içimi daha hoş oluyor.

Yaprakları yüzde üç civarında uçucu yağın yanında flavonoitler ve triterpenik yapıda maddeler taşıyor. Koku, taşıdığı uçucu yağda bulunan sineol adlı maddeden ileri geliyor.

Soğuk algınlığında terletici, idrar artırıcı olarak da içilebiliyor. Yaprakları veya süzen torbayı hafif sarı renk ve koku saldığında çıkarmakta yarar var. Çünkü, fazla tutulursa acı maddeler de suya geçiyor ve içimi zorlaşıyor .

Adaçayını dal halinde aktarlarda, süzen torbalarda büyük alışveriş merkezlerinde bulmak mümkün.

Dağ (yayla) çayı: Anadolu’da çay olarak en çok kullanılan bitki gruplarından biri de Sideritis türleri. Bu bitkiler Balıkesir çevresinden Kahramanmaraş’a kadar bütün kıyı şeridinde, İç Batı Anadolu eşiğinde, değişik mahalli isimler verilerek, çay olarak kullanılıyor. Sideritis türleri, ülkemizde yaygın olarak genellikle orman altında veya orman açıklıklarında yetişiyor.

Bu türlerden S. congesta, yetiştiği yörede kullanıldığı gibi, Ankara ve İstanbul’da da aktarlarda satılıyor. Genellikle dağ çayı, yayla çayı olarak isimlendirilen bu bitkiden, çay şu şekilde hazırlanıyor: Bir bardak su içine çiçekli küçük bir dal parçası konup bir süre bekleniyor, bardaktaki suyun rengi sarımsı olunca, dal parçası çıkarılıp içiliyor. Bu çay, tadı ve içimiyle son derece hafif olma özelliği taşıyor. Anadolu’da çok sayıda Sideritis türü çay hazırlamak amacı ile kullanılıyor.

Sideritis türlerinde yapılan kimyasal çalışmalarda, diterpenoitler, flavonoitler ve az miktarda da uçucu yağ, iridoitler, triterpenik asitler bulunmuş. Bu bitki çayı, soğuk algınlığında ve idrar artırıcı olarak kullanılıyor.

Kekik: Anadolu’da yetişen kekiklerin bir kısmı halk tarafından taze veya kurutulmuş halde çay olarak içiliyor. Halk değişik cinslere (Thymus, Origanum, Thymbra, Corydothymus, Satureja) ait çok sayıda bitkiye kekik adı veriyor. Bu bitkilerin en önemli ortak özelliği, kuvvetli veya hafif, karakteristik kekik kokusuna sahip olmaları. Kekik, kokusunu, taşıdığı uçucu yağda bulunan karvakrol ve timol adlı maddelerden alıyor. İşte bunlar arasında en çok kullanılanları:

Zahter: Thymbra spicata’ nın kurutulmuş yaprak ve çiçekleri, Güneydoğu Anadolu’da “zater-zahter” adı verilerek çay halinde evlerde ve kahvelerde içiliyor ve özellikle Urfa, Gaziantep ve Kahramanmaraş çevresinde çay olarak içildiği gibi baharat olarak da yaygın bir şekilde kullanılıyor.

Zahter yüzde 1-2 arasında uçucu yağ taşıyor. Bu uçucu yağın mühim bir kısmı karvakrol adı verilen bir madde. Bu madde suda da çözündüğü için, hazırlanan çayda da bulunuyor. Mide ağrılarında, soğuk algınlığında, öksürükte kullanılması tavsiye ediliyor.

Taş, aş ve limon kekiği: Anadolu’da Origanum vulgare’nin değişik alt türleri bulunuyor. Bu bitkiler yetiştikleri bölgelerde çay olarak içilmelerinin yanında değişik rahatsızlıklara karşı halk ilacı olarak da kullanılıyor. Bunlardan birinin toprak üstü kısımları Isparta civarında Toros dağlarındaki köylerde çay olarak içiliyor. Bitkiye de yetiştiği toprak çeşidine ve kullanılışına bağlı olarak “taş kekiği” veya ” aş kekiği ” adı veriliyor. Bir başka alt tür ise “güve otu” veya “güvey otu” adı ile çay gibi içiliyor.

Anadolu’da köylüler genellikle çevrelerinde yetişen Thymus türlerini toplayarak çay olarak içiyorlar. Thymus türleri çoğunlukla karvakrol bulunan bir uçucu yağ taşıdığı için kuvvetli kekik kokusuna sahip.

Orta ve Güney Anadolu’da yetişen Thymus spyleus ise, taşıdığı limon kokulu uçucu yağdan dolayı diğer kekiklere benzemiyor ve “limon kekiği” adıyla Beyşehir civarındaki köylerde çay olarak içiliyor.

Halk ilacı çaylar: Anadolu’da çok sayıda Thymus ve Origanum türü yetişiyor. Thymus türlerinin önemli bir kısmı halk ilacı olarak kullanılıyor. Origanum türlerinden ise, halk ilacı ve çay olarak kullanılanları da bulunuyor.

Alanya’nın Deretürbenas Yaylası’nda, Origanum saccatum’un toprak üstü kısımları taze iken toplanıp çay olarak içiliyor. Bu bitkide de karvakrol taşıyan bir uçucu yağ bulunuyor. Origanum saccatum’a dış görünüş olarak çok benzeyen, O. spyleum da Orta Anadolu’da, kurutulduktan sonra çay olarak içiliyor. Her ikisinden de içimi çok hoş çaylar yapılıyor.

Yabani nane: Batı Anadolu’da bazı yabani nane (Mentha) türleri de çay gibi içiliyor. Bunlardan en ünlüsü, Mentha pulegium. Bu bitkiye Batı Anadolu’da “filisgin-filiskin” adı veriliyor ve sulak yerlerde bol miktarda yetişiyor. Bitki az miktarda (yüzde 0.1-0.2) uçucu yağ taşıyor. Bu uçucu yağda yüksek oranda pulegon bulunuyor. Bu maddenin kokusu, tıbbi nanede bulunan mentolden daha hafif olduğu için filisginden hazırlanan çayların da kokuları daha hafif ve içimi kolay oluyor.

Nane ruhu: Kokusu naneye benzeyen bir başka bitki de Ziziphora tauric. Bu bitki “nane ruhu” diye isimlendiriliyor ve Isparta, Denizli, Aydın civarında çay olarak içiliyor. Bu bitkinin uçucu yağı da pulegon bakımından zengin ve içimi hoş.

Güney Anadolu’da Stachys lavandulifolia bitkisinin toprak üstü kısımları “tüylü çay” adı altında kullanılıyor. Hafif kokusu, taşıdığı uçucu yağdan ileri geliyor.

Anadolu’da çay olarak tüketildiğini tespit ettiğimiz yaklaşık 50 ila 80 kadar bitki bulunuyor. Bunlardan sadece bir kaçını paylaştığımız bu yazımızda bitki çayını sizlere tanıtmak ve sağlıklı bir yaşam için sizinde bitki çaylarından faydalanmanızı istedik.

Haz 16

Bazı insanlar zayıflamalarına rağmen istediği bölgelrdeki yağlarından kurtulamadıklarını
düşünürler. Göbek, bel, basen gibi en çok belli olan vücut hatlarını gizleme yoluna giderler.
Normal diyet programlarında kişiler zayıflasa bile çoğu kişide daha çok yüz bölgesi inceliyor ama aşırı yağlı bölgelerde pek incelme olmuyor.İşte bizde bunu izledik ve vardığımız bilimsel sonuçları sizlerle paylaşmak istedik.

Göbekte biriken fazla kilolar insanın canını fazlasıyla sıkıyor. göbekli olmak özellikle kadınlar için büyük dert. Peki yok mu bu göbek yağlarının çaresi ? göbekteki yağlardan nasıl kurtuluruz işte cevapları;

Bünyeye giren yağ miktarı azaldıkça, vücut bir tür alarma geçerek, alınan yağı depolamaya çalışır. Bu nedenle gün içinde her 2-3 saatte bir, bir şeyler yenilmesi öneriliyor. Bu, vücuttaki yağı yakmaya yardımcı olur.

Yukarıda belirtilenlerin hepsini uyguladığı halde, yine de düz bir karna sahip olamayanlar, kilolarını sabit tutmak için günde kaç kalori alacaklarını öğrenmeleri gerekiyor. Bunu da biraz uğraşıp deneme yoluyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca, tükettiğiniz toplam kaloriyi, kaç gram protein, karbonhidrat ve yağı tükettiğinizi de belirleyip yazmalısınız.

Kiloyu sabit tutmak için alınması gereken günlük kalori miktarı bulunduktan sonra, alınan kalori miktarının 200 kalori kadar azaltılması gerekiyor. Hedef, yiyebildiğiniz kadar yiyip, yine de yağ yakmaya devam etmek ama bu arada da kas kaybına uğramamaktır. Olabildiğince az yemeyi hedeflerseniz, elde edeceğiniz tek şey metabolizmanızı yavaşlatmak ve kas dokusundan kaybetmek olacaktır. İlk hafta sonra verdiğiniz, kilodan çok, vücutta birikmiş su olacaktır. Esas ondan sonra kilo vermeye başlarsınız.

Haftanın 6 günü bu program uygulanıp, haftada bir gün istenilen bir besinden bir porsiyon tüketilebilir. Ancak burada önemli olan şey abartmamaktır. Çünkü abartmanız halinde kan şekeri seviyesi tekrar yükselebilir ki, bu da yağ yakmanızı durdurur.

Haftada 2-3 kez yapılacak 35 dakikalık (bir saate de çıkılabilir) ağırlık çalışması, hem vücuttaki kas kütlesini, hem de metabolizma hızını arttırır; çünkü kas, yağdan daha çok kalori yakar. Bu şekilde günde fazladan 30 ila 50 kalori yakabilirsiniz. Ağırlık çalışmasına karın egzersizlerini de dahil etmelisiniz. Böylece bir yandan vücudunuzdaki yağ miktarını azaltırken, diğer yandan da karnınızı sıkılaştırmış olursunuz.

Haftada 3 ila 5 gün, 30-40 dakikalık orta yoğunlukta kardiyo egzersizleri (yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet vs) yapılması da önerilenler arasında. Başlangıç seviyesindekiler, egzersizin yoğunluğunu kademeli olarak arttırmalılar. Eğer zaten belli bir seviyedeyseniz, haftanın iki günü daha yoğun program uygulayabilirsiniz. Bunu düzenli uygular, yediklerinize dikkat eder ve bu rutini her 3-4 haftada bir değiştirirseniz, düz bir karna sahip olabilirsiniz.

Ve sağlıklı zayıflama esnasında basit kurallar ve istikrarlı sportif hareketler yağ eritmede önemli etkendirler.

-Mekik hareketi
-Bel kasları içi mekik
-Sopalı hareketler
-Duş
-İp atlamak
-Masaj

Haz 14

İnternet nasıl icat edildi?

İlk olarak nerede ve ne zaman keşfedildiğinden günümüz modern hayatta internet’in yeri ve önemine kadar pek çok sorunun cevabını gelin beraber öğrenelim.

20.YÜZYILIN EN BÜYÜK BULUŞU İNTERNET

Massachusetts intitute of technology’de ‘galatik ağ’ kavramı tartışmaya açıldı ve tarih 1962′i gösteriyordu. Küresel anlamda, istenilen veriye istenilen yer ve zamanda ulaşabilmenin mümkün olabileceği kanısı gerçeklik değeri kazanmaya başlamıştı. Bu kavramı ortaya atan fikir babası J.C.R Licklider adında ve  ABD Savunma Araştırmaları Projesi bilgisayar bölümünün başına geçen ünlü bilim adamydı. Tam olarak interneti kimin keşfettiğine dair bir isim ortaya atılmamakla beraber, çoğu kaynakta Lawrence Roberts’in ismi geçmektedir. 1965 yılında iki farklı ve bibirinden bağımsız bilgisayar arasında haberleşme sağlandı. 1966’da ise dört üniversite’de bilgisayarlardan oluşan küresel bir ağ oluşturuldu. ARPANET adını alan bu sisteme bir çok bilgisayarın bağlanması sonucunda 1972’de NCP protokolünde başarı sağlandı. Aynı yıl içinde ilk  E-Mail gönderildi. Tarih 1 Ocak 1983’ü gösterdiğinde TCP/IP Keşfedildi. Bu protokol hala internet ağının ana halkasını oluşturmaktadır. 1980’li yılların ortasına gelindiğinde ise ABD savunma bakanlığı ARPANET üzerinden çekildi ve MİLİTARY-NET adını verdiği kendi ağını kurdu. ARPANET Beş süper bilgisayar merkezi ile NSFNET ismini aldı. NSF’nin omurga işletmeciliğinden çekilmesi ve İnternic’in dahil olması ile birlikte ‘galatik ağ’ Projesi internet ismiyle son şeklini aldı. Yıllar içerisinde ağa dahil olan bilgisayar sayısı milyonları buldu. Dünya internetin keşfi ile birlikte yeniden şekillenmeye başladı. İnsan hayatında daha hızlı bir yaşam modeli oluşmasına sebep olan ”internet” devamlı ve kendi gelişimini yine kendi üzerinden yapan teknolojinin 90’lı yıllara uzandığı uluslar arası iletişim kavramı adına layık görülen ve hakkında oluşan şu sloganla “internetten önce internetten sonra” yoluna devam etmektedir.

Minessota Üniversitesin’de Gopher isimli menü tabanlı internet aracı geliştirildi. metin ekranında menülerle çalışan Gopher, İnternet kullanıcılarının bilgiye erişimini kolaylaştırmayı hedefliyordu. Avrupa partikül Fiziği Laboratuarı’nda (CERN) çalışan bir bilim adamı, tim Berners-Lee, World Wide Web’i bir araştırma aracı olarak geliştirmekteydi. bu sene WWW (world Wide Web) Hayata Geçti. Tim Berners-Lee, World Wide Web’i deneysel olarak geliştirdi ve web’in babası ünvanını hak etti.

Tüm bu bilgiler ışında Türkiye’de internet’in nasıl gelişim göterdiğine bakalım.

Türkiye’de  yaygınlaşması

Radyo, Televizyon ve İnternet’in bulunuşundan 50 milyon kullanıcıya ulaşmak için geçen süre incelendiğinde; radyo için 38 yıl, televizyon için 13 yıl iken, İnternet için sadece 5 yıl yeterli olmuştur. Buda bize teknolojinin gelişim göstermesi aynı zamanda teknolojinin keşfindeki ufkunda genişlediğini göstermektedir.

İnternet Türkiye’ye 1994 yılında gelmiştir ve geldikten sonra Türkiye’de kullanımı yaygınlaşmıştır. İnternet günümüzde de yaygın olan 7 den 70′e herkesin kullandığı teknoloji ürünü olan ve hergün yenilenen bir bilgi kaynağı teknoloji ürünüdür.

Haz 04

Fidan dikmek ve ağaç olduğunu görmek istiyorsunuz. Peki hangi koşullarda ve ne tür işlemler ile yapılan fidan dikimi doğru sonuç verir?  Sağlıklı yetişme dönemi olması için nelere dikkat etmelisiniz, bir fikriniz var mı?

İşte size fidan dikimi hakkında yararlı bilgiler;

-  Öncelikle fidan dikmek istediğiniz yeri belirleyin ve fidanınızı o bölgeye nakledin. Dikim ve dikim sonrasında iyi bir bakımda fidanınız için çok önemlidir. Bazı fidanlar dikim mevsimi gözetmektedir, fidanların uykuda olduğu Kasım-Nisan ayları, çıplak köklü fidanlar için ekim yapılacak belirli ve kısıtlı ayladır.

-  Birde tüplü fidanlar vardır ki, bu tür fidanlar yılın her günü dikimi yapılabilir fidanlardır. Dikim yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli unsur, kök kısmında birikmiş olan toprak kütlesini dağıtmadan ve kökü çıplak bırakmadan dikmektir, bu kurallara riayet edildiği sürece fidanınızın tutması için yeterli işlemleri yerine getirmişsiniz demektir. Dikim işlemi devam ederken kökler kıvrılıp, dönmemeli, toprakta hava boşluğu kalması için özen gösterilmeli ve  sığ yada derin dikilmemelidir. Dikimi yapılacak fidanın 20 cm’ den uzun olan kökleri önceden kesilmelidir. Tüplü ve kaplı fidanlar bulundukları kaplarından mutlaka çıkarılmalı ve sonra dikilmelidir. Sert kış şartlarının yaşandığı mevsimlerde donl olayından fidanınızın etkilenmemesi için dikim yapmayınız.  Boylu fidanların rüzgara maruz kalıp kırılmasını önlemek için sert bir sopa yada demir çubuğa bağlanması uygun olur.

-  Bir yaşında veya daha büyük fidanlar ibreli fidanlar olarak adlanrılırlar. Bir yaşındaki çıplak köklü, yapraklı fidanların dikiminde, dikim için gerekli aletler kullanılır örn; çapa kullanılması yararlı olur. Tüplü veya kaplı fidanların dikiminde ise fidanlarda dikket edilmesi gereken bazı ana özellikler vardır. Kök yapısı, yaş ve boy durumuna göre açılacak uygun boyutlardaki çukurlara yerleştirilmesi, toprağın sıkıştırılmasına ve can suyu verilmesine dikkat edilmelidir.

Fidan dikimi dört farklı işlemden oluşur

- Önce çapa veya bel küreği ile, dikilecek tüplü veya kaplı fidanın kök boğazı seviyesine gelecek derinlik ve genişlikte bir çukur açın. Dikim çukurunun kök çapından 50-60cm daha geniş ve derin olmasında yarar vardır. Yani dikim çukurunuzun ölçüleri 60cmX60cm genişliğinde 80cm derinliğinde olması ideal olandır. Bu işleme önem gösterilmesi gerekmektedir. Çukur açılırken üst toprak ile alt toprağı ayırınız.

-  Çukurun dibine 2 kürek kadar yanmış ahır gübresi ilave edip toprakla karışmasını sağlayın. Fidan tüplü/topraklı ise toprağın dağılıp parçalanmamasına dikkat edin. Kök sisteminin yırtılması sonradan kurumasına sebep olabilir.Fidanı düzgün bir biçimde çukura yerleştirin.

-  Toprağı yavaş yavaş çukura doldurun. Fidan aşılı ise aşı bölgesinin toprağın altında kalmamasına özen gösteriniz. Genellikle mevcut toprak seviyesinin korunması gerekir.

-  Fidan dikmek her ne kadar basit bir işlem olarak algılansada, sadece dikmek yetrli olmaz. Fidanınız için gerekli olan can suyunu vermeyi asla unutmayın. Çünkü kuru bir toprak, fidanınızın kök kısmından alacağı vitaminden mahrum kalmasına neden olacaktır.

”Temiz hava, bol oksijen ve sağlıklı nesiller için sizde bir fidan dikin”.

Haz 01

Sizlere, doğru tekniklerle iyi bir fotoğraf nasıl çekilir onu gösterirken detaylı ve işinize çok yarayacak önemli tavsiyelerde bulunacağız.

Estetik açıdan güzel bir fotoğraf nasıl çeikilir

1- İşe önce bakış açınızı belirlemekle başlayın. Fotoğrafını çekeceğiniz kompozisyonu nasıl değerlendirmek istediğinizide hesaba katmalısınız.
Sabit bir konunuz varsa (cami,stad) vs. bu gibi büyük yapıları iyi tüd etmelisiniz, bunun içinde iyi bir gözlemden sonra en iyi açıyı bulmaya çalışın. Perspektif hataları olabileceğinide göz önünde bulundurun. Farklı bakış açıları ile kompozisyonunuzu zenginleştirmeye çalışın.

2- Yatay yada dikey çekimler daha farklı açılar yakalamanıza ve dar açılı çekimlerde geniş alan bulmanıza yardımcı olur. Bazı konular yatay çekim yapıldığında, bazıları ise dikey çekim yapıldığında doğru ve güzel sonuçlar verir. Bunun için ilk olarak konunuzu kadrajladığınızda, çekim yapacağınız kişi yada nesneyi objetif gözünden baz alarak, eksiksiz ve tam olarak değerlendirip değerlendiremediğinize bakın.

3- Objektif seçimide çok önemlidir.Bazı konular yakın bazılarıda uzak modda yapılan çekimlerde ve ışık durumuna göre sonuç verirler. Örneğin hedefin büyük ve geniş alanda bulunduğunu varsayarsak, futbol sahasında uzak çekim ideal olacaktır. Bunun için tele objektiflere ihtiyaç duyarız. Doğru bir çekim yapmak istiyorsak hangi objektife ve nerede kullanacağımıza dair kapsamlı bir analiz yapmamaız gerekir.

4- Özellikle insan temasının işlendiği fotoğraf ve portre çekmek istiyorsanız, sade bir arka pşan oluşturmaya özen gösterin. Detaysız ve karmaşık bir arka plan, çekim sounucunda istenmeyen kareler yaratmamıza neden olacaktır.

5- İlk defa yapacağınız bir nesnenin yada kişinin çekmini yapmadan önce konumunuzu iyi belirlemelisiniz. Kendinizi karşınızdaki hedefe odaklayın ve rahat olmaya çalışın. Fotoğraf çekerken iletişim kurmak sadece konuşarak değil, göz teması yada beden dili ile de desteklenmelidir.

6- Yakın çekimlerde gözlere yapılan odaklanma canlı ve gerçekçi bir portre elde etminizi sağlar.

7- Tekrarlanması mümkün olmayan önemli bir konu çekiliyorsa mutlaka deneme çekimleri yapın ve normal sayının çok daha üzerinde fotoğraf çekin.

8- Güneşin tepe noktası oluştuğu saatlerde (daha çok 12.00 ile 14.00 arası) mümkünse fotoğraf çekmemeye çalışın. Özellikle insan fotoğrafları üzerinde hoş olmayan sert gölgeler belirginleşebilir.

9- Çekimlerinizi hedefinizin hizalaması yapıldığında, alt yada üst kısmından çekmeye özen gösterin. Bu sizin daha pratik çekim yapmanıza oalnak tanıyacaktır.

10- Eğer tripodunuz yoksa ve elde çekim yapacaksanız, fotoğraf çekerken, enstantane değerlerinizi mutlaka kontrol edin. Enstantane değeriniz en azından kullandığınız objektifin odak uzunluğuna değer olarak yakın bir derece seçilmelidir. Örneğin, 50 mm için 1/60sn, 200 mm için 1/250sn, 300 mm için ise 1/500sn gibi seçilen değerler ideal olacaktır.