Evrende bizler göremesek de büyük yoğunluklara sahip çeşitli maddeler vardır ve bu maddelerin de en bol bulunanı hidrojendir. Bir yıldız nasıl oluşur sorusunun cevabında kilit noktası olan hidrojen gazı, yıldızların oluşması için gerekli olan maddenin karışlanmasını sağlar. Bir yıldız nasıl oluşur şeklindeki bir soruya en basit anlatımla; maddenin sıkışarak çok yüksek sıcaklığa gelmesiyle yıldızlar oluşur şeklinde cevap verilebilir.

Bir yıldız nasıl oluşur sorusu; genel olarak bilim adamlarının da uzun zaman boyunca araştırdığı, üzerinde derin matematiksel ve kuantum fiziğine yönelik araştırmalar yaptıkları bir konunun genel sorusudur. Evrende maddenin daha yoğun bulunduğu yerlerde çekim alanı etkiyle bir araya gelme süreci başlar ve böylece toplanan maddenin oluşturduğu kütle çekim kuvveti de artar. Bu kuvvetin etkisiyle hidrojen gazı daha yüksek oranda sıkışarak, çok daha yoğun bir forma geçebilir. Kütle çekim kuvveti, yıldızların oluşması için sıkıştırıcı mekanizma olarak adlandırılır.
Böylece doğumu gerçekleşen yıldız, ilk evrede son derece geniş bir alan kaplar ve birkaç ışık yılı içerisinde çekirdeğinin yoğunluğu artarak normal bir yıldız boyutlarına gelir.
Yüksek dağlardaki sert yaşam koşulları, coğrafi yüksekliklerin getirdiği fiziksel etkenlerden öte ilk olarak oksijen eksikliğinden kaynaklanır. İnsanlar da dahil olmak üzere birçok canlı için yetersiz oranda bulunan oksijen, yüksek dağlardaki sert yaşam koşulları arasında en sınırlayıcı olandır. Bilim adamlarının çoğu tarafından kabul edilen 5 bin metre, oksijen seviyesi için kritik bir sınır oluşturmaktadır ve bu yüksekliğin üzerinde yaşamaya çalışan insanlarda çeşitli fizyolojik rahatsızlıkların görülmesi oldukça yüksek bir ihtimaldir.

Yüksek dağlardaki sert yaşam koşulları arasında kuşkusuz nem ve sıcaklık da önemli bir etkendir. Her bin metrelik yükseliş 5-6 derecelik hava soğuması manasına geldiğinden, dağlarda yükseklere çıkıldıkça hava sıcaklıklarında muazzam derecede etkili bir düşüş başlar. Ayrıca nem açısından da yükseklere çıkıldıkça bulut yoğunluklarının çoğalması, dağın bulunduğu bölgenin normal ikliminden çok daha yağışlı bir yaşam demektir.
Yükseklik arttıkça ortalama yıllık yağış oranının 3-4 katı yağış miktarlarının gözlemlenmesi, insan yaşamını büyük oranda zorlaştırmaktadır. Birçok dağın, vadinin ve dağ eteğinin iklim koşulları birbirinden farklı olduğu gibi, bazen bir dağın eteği ile zirvesine yakın bölgeleri arasındaki iklim dahi farklı olabilir.
Genel olarak dünyadaki yüksek dağlarda insan yaşamı oldukça seyrek bir yapıda seyretmektedir ve bunun en büyük nedenleri de iklim koşullarının sert olması ile birlikte oksijen azlığıdır. Orta Alpler bölgesindeki yüksek dağlarda insan yerleşimi 2 bin metreye kadar görülebilirken, bu gölge için sınır olarak kabul edilen bu seviyenin üzerinde yalnızca kısa süreli kullanılan kulüp evleri bulunmaktadır.

Yüksek dağlarda insan yaşamı daha çok tropikal bölgelerde yer alan dağlarda daha yoğun bir şekilde görülür ve ünlü Tibet bölgesinde 5 bin metreye kadar varan yüksekliklerde sabit insan yerleşimleri bulunmaktadır. Bu tür tropik iklimin etkisindeki yüksek dağlarda iklim de nispeten daha ılımlı olduğundan, insan yerleşkelerine daha sık rastlanılmaktadır.
Ayrıca Tibet bölgesinde hakim olan inanış sisteminin de Himalayalar bölgesinde yaşamın daha çok olmasına neden olmaktadır. Bilinen insanlık tarihi boyunca farklı nedenlerden ötürü baskı altında kalan topluluklar için dağlar, elverişlilikten öte bir kaçış noktası olarak da görülmüştür. Bu nedenle bazı topluluklar için yüksek dağlarda yaşam, bir zorunluluk haline dönüşmüştür.
Tropik sera iklimi, dünyayı iki eşit yarımküreye böldüğü var sayılan Ekvator Çizgisi’nin Kuzey ve Güney bölümünde kalan iki bölgede görülen hava şartlarının genel adıdır. Kış aylarında dahi hava sıcaklıkların 20 derecenin altına düşmediği ve her zaman sıcak bir havanın hâkim olduğu tropik sera iklimi, yılın 365 günü güneşli bir havaya sahiptir.

Tropik sera iklimi hâkimiyetinde geçen yaz ve kış günleri arasında sıcaklık farkı çok fazla olmadığından, mevsimsel sıcaklıklar genellikle sabit seviyelerde değişkenlik göstermektedir. Dünya genelini etkileyen alçak basınç kuşağı, Ekvator bölgesinde ısınarak yükselen havanın kutuplara doğru hareketi nedeniyle soğumasından kaynaklanır. Kuzey Yarımkürede yağışa sebebiyet veren Ekvator hava akımları, burada kış mevsimi yaşanırken Güney Yarımkürede yaz mevsiminin yaşanmasını ve yağışın daha az olmasına neden olur.
Ekvator Çizgisi’nin 10 derece Kuzey ve Güney’inde yer alan bölge, kuraklığın yaşanmadığı ve iklimin daha olumlu şartlarla geliştiği bir yapıya sahiptir. Gündüz ve gece sıcaklıklarının değişim gösterdiği tropik sera iklimi, gece sıcaklığın mevsim geneline göre daha çok düşmesine neden olur.
1400’lerden itibaren özellikle Avrupa milletlerinin Osmanlı İmparatorluğu ve Asya’daki diğer toplulukların elinde bulunan ticaret yollarına alternatifler getirmek için başlattıkları coğrafi keşifler, aslında yakın insanlık tarihinde siyasal haritaların şekillenmesinde büyük öneme sahiptir.

Avrupalıların yeni ticaret yolları keşfetmek ve bu yeni yolların yönetimini ellerine geçirmek için giriştikleri coğrafi keşifler yarışı, 16. yüzyıldan itibaren hızlanmış ve dünyanın geleceğini etkileyecek bir sürece dönüşmüştür.
Her ne kadar günümüzde insanların yeni yerleş keşfetme merakı ve bilimsel inanışın getirdiği sorumluluklardan bahsedilse de, coğrafi keşifler öncelikli olarak “ekonomik” nedenlerde yapılmıştır. Avrupalılar için hayati derecede önemli olan yeni ticaret yollarının bulunması, kıtadaki toplumların varlığını sürdürebilmesi için bilimsellikten öte bir gereksinimdi.
1492 yılında “Yeni Dünya” keşfi ile dünya siyasi haritasında kalıcı değişimler yaşanmış ve günümüzün politikalarının dahi temelleri atılmıştır.